BODTÜM üyemiz Sn. Turgay Ural’ın 24 Nisan 2019 günü dernek merkezimizde yapmış olduğu “Kuantum Teorisi ve Fizik Biliminin Geleceği” konulu sunuma ait (üç bölüm halinde) video kaydı linkleri aşağıda bulunmaktadır.

Kuantum Teorisi ve Fizik Biliminin Geleceği
Kuantum Mekaniği veya Kuantum Teorisi, atom ve atom altı düzeylerde madde ve enerjinin doğasını ve davranışlarını inceleyen modern fizik bilim dalıdır. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca bazı bilim adamlarının kuantum teorisini çürütmeye çalışmalarına rağmen yapılan deneyler sonucu doğruluğu her seferinde kanıtlanmış bulunmaktadır. Kuantum teorisi, Einstein’ın görelilik teorisi ile birlikte modern fizik biliminin temelini oluşturmaktadır. Kuantum mekaniğinin en büyük özelliği garip ve realiteden uzak olmasından kaynaklanmaktadır. Ufak parçacıkların ve kuvvetlerin nasıl çalıştığını anlatan teori, Albert Einstein’ı bile ürkütmüş ve “tamamlanmış olamayacak bir teori” olarak değerlendirmesine neden olmuştur. Sorun, kuantum fiziğinin nedensellik, yerellik ve gerçeklik gibi sağduyuya dayalı kavramları ihlal eder biçimde algılanmasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde kuantum mekaniğinin gerçek yaşamdaki uygulamaları açısından çok başarılı olduğu bir gerçektir. Kuantum fiziğinin ana prensipleri kullanılarak, kuantum optiği, kuantum kimyası, kuantum hesaplama ve kuantum kriptografisi gibi daha birçok alanda yeni teknolojiler ortaya çıkmış, bilgisayar, GPS, MRI, Laser gibi günlük hayatımızda büyük önemi olan sistemler geliştirilmiştir.
Görelilik teorisi atom altı düzeyde, kuantum mekaniği ise makro evrende kullanılamamakta ve bu iki teori de evren’in oluşumundan hemen sonraki durumu fiziksel olarak açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Tıkandığımız nokta: çok büyük kütlelerin çok küçük hacimlere sıkıştığı durumlar. Örneğin, kara delikler ve big bang (büyük patlama). Nereden geldiğimiz, nasıl bugüne dek evrenin oluşup geliştiğini açıklayamayan bir fizik bilimi, en azından yeterince rahatsız edici. Bilim insanları işte bu nedenle iki büyük kuramı birleştirmeye çalışıyorlar. Bu da fizik biliminin geleceğini belirlemede öncü bir faaliyet olacak gibi gözüküyor.
24 Nisan da yaptığım sunum sırasında sorulan: ‘Cisimler hangi durumlarda dolaşıklık (entangled) özelliği taşır?’ ın cevabını mail yoluyla paylaşan Sn. Turgay Ural’a  teşekkürlerimizle.
Methods of creating entanglement
By far the most particles in the visible universe aren't quantum entangled. That's
obvious from observation, since if all electron spins e.g. would be entangled, all
electrons would flip their spin at the same time, and we couldn't observe varying
statistics of electron spins in a sample, resulting in varying degrees of magnetism,
e.g. by applying gradually changing exterior magnetic fields.
Quantum systems can become entangled through various types of interactions.
Entanglement occurs when a pair of particles, such as photons, interact physically.
A laser beam fired through a certain type of crystal can cause individual photons
to be split into pairs of entangled photons.
Entanglement is usually created by direct interactions between subatomic
particles. These interactions can take numerous forms. One of the most
commonly used methods is spontaneous parametric down-conversion to
generate a pair of photons entangled in polarisation. [74]  Other methods include the
use of a fiber coupler to confine and mix photons, photons emitted from decay
cascade of the bi-exciton in a quantum dot, [94]  the use of the Hong–Ou–Mandel
effect, etc., In the earliest tests of Bell's theorem, the entangled particles were
generated using atomic cascades.
It is also possible to create entanglement between quantum systems that never
directly interacted, through the use of entanglement swapping. Two
independently-prepared, identical particles may also be entangled if their wave
functions merely spatially overlap, at least partially.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir